Türkiye’de faizsiz finansman mimarisi son yıllarda önemli bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün merkezinde yer alan Emlak Katılım Tasarruf Finansman A.Ş., kamuya ait yapısıyla sektörde stratejik bir konuma sahip. Şirket, konut, otomobil ve çatılı iş yeri finansmanında faizsiz tasarruf modeli sunan tek kamu katılım tasarruf sistemi olarak öne çıkıyor. Kamu güvencesi, BDDK regülasyon çerçevesi ve kurumsal denetim mekanizması; yatırımcı açısından güven, şeffaflık ve sürdürülebilirlik parametrelerini güçlendiriyor. Bu yapı, özellikle özel sektör oyuncularından ayrışan en kritik avantaj olarak konumlanıyor. Modelin temelinde organize tasarruf sistemi bulunuyor. 2026 yılı itibarıyla hizmet bedeli oranı %7 olarak sabitlenmiş durumda. Önceki dönemlerde uygulanan %5 oranı artık geçerli değil; ister konut ister araç ister iş yeri projesi olsun, tüm planlarda hizmet bedeli %7 ve sözleşme başlangıcında tahsil ediliyor. Bu yapı maliyet projeksiyonunu baştan netleştirdiği için finansal planlama açısından öngörülebilirlik sağlıyor ve sürpriz maliyet riskini minimize ediyor. Araç projelerinde özellikle 500.000 TL – 800.000 TL bandındaki organizasyonlarda teslim süreci genellikle 5. ay civarında gerçekleşiyor. Sistem gereği hiçbir projede 5. aydan önce teslim yapılmıyor. Bu da katılımcı açısından minimum bekleme süresinin bilinmesini sağlıyor ve nakit akış planlamasını disipline ediyor. Blog yazısında ayrıca örnek hesaplamalara yer vermek kritik olacaktır. Örneğin 600.000 TL’lik bir projede %7 hizmet bedelinin 42.000 TL olduğu; aylık 40.000 TL taksitli bir senaryoda vadenin yaklaşık 15–16 ay aralığında şekillendiği gibi somut örnekler, sistemin matematiğini görünür kılar. Böylece okuyucu, karar sürecini veri temelli ve rasyonel bir çerçevede yönetebilir. Bu yazımda Emlak Katılım Tasarruf Finansman A.Ş. ile ilgili güncel bilgileri ve projelere dair son gelişmeleri madde madde ele alacağım. Katılım tasarruf sistemini araştıran, faizsiz finansman modelinin işleyişini detaylı şekilde anlamak isteyen herkesin bu içeriği dikkatle incelemesini tavsiye ederim.
28 Şubat 2026
27 Şubat 2026
Türkiye İş Bankası İş Black Segmenti: Statüsel Ayrıcalık mı, Finansal Verimlilik mi?
Türkiye İş Bankası’nın son dönemde devreye aldığı İş Black segmenti, belirli varlık büyüklüğüne ulaşan müşterilere yönelik konumlandırılmış bir “premium bankacılık” paketi olarak sunuluyor. Sistemin temel eşiği 1–4 milyon TL arası mevduat veya yatırım büyüklüğü. Bu bantta yer alan müşteriler İş Black seviyesine geçebiliyor; 4 milyon TL ve üzeri toplam varlıkta ise ikinci kademe olan İş Black Plus statüsü devreye giriyor. Aktivasyon süreci müşteri hizmetleri üzerinden başlatılıyor ve birkaç gün içinde segment güncellemesi yapılıyor. İş Black’in sunduğu başlıca ayrıcalıklar; ücretsiz havale/EFT, belirli vadeli hesaplarda sınırlı ek faiz oranı, kişisel bankacı ataması ve bazı seçili kampanyalar. Ancak bugünün dijital bankacılık ekosisteminde ücretsiz para transferi artık temel bir standart haline gelmiş durumda. Ek faiz tarafında ise dijital bankaların agresif fiyatlamalarıyla kıyaslandığında marjinal bir avantaj söz konusu. Segmentin görünür odak noktası ise Maximiles Black kredi kartı. Yüksek yıllık kart aidatına rağmen cashback ve mil kazanımı üzerinden konumlandırılıyor. Fakat kampanya yapısına bakıldığında kazanım potansiyeli, aidat yükünü dengeleyecek seviyede değil. Özellikle dijital bankaların aidatsız kart ve debit kart cashback modelleriyle kıyaslandığında rekabet gücü zayıf kalıyor. Stratejik açıdan değerlendirirsek İş Black, gerçek anlamda bir “özel bankacılık” deneyimi sunmaktan ziyade segment bazlı ürün derinleştirme hamlesi gibi duruyor. Çoklu banka ve dijital finans altyapısı kullanan, maliyet optimizasyonuna odaklı yatırımcı profili için fark yaratacak, ölçeklenebilir bir avantaj paketi henüz görünmüyor. Özetle: İş Black statüsel bir yükseltme sağlıyor; ancak finansal performans ve maliyet/fayda dengesi açısından güçlü bir katma değer üretemiyor. Premium etiket var, fakat somut rekabet avantajı sınırlı. Biraz daha gelişmesi gerekir.
23 Şubat 2026
Altın Fonu, PPF, Nakit Akışı, Valör Disiplini ve Stratejik Eleme Yaklaşımı (YATIRIM 6)
Finansal özgürlük yolculuğunda en kritik eşik, sadece “nerede yatırım yapılacağı” değil, aynı zamanda “nereden bilinçli şekilde uzak durulacağıdır.” Bu makalede Yatırım 6 çerçevesinde; operasyonel risk yönetimi, likidite hassasiyeti ve maliyet optimizasyonu ekseninde oluşturduğum kişisel yatırım mimarisini paylaşıyorum. Stratejimin temelinde üç ana prensip var: kurum seçiciliği, düşük riskli nakit akışı üretimi ve valör disiplinine dayalı fon tercihi. Öncelikle “Ignored List” yaklaşımı, finansal ekosistemde kurumsal sürdürülebilirlik, operasyonel şeffaflık ve kullanıcı deneyimi kriterlerini karşılamayan yapılardan sistematik çıkışı ifade ediyor. Bu kapsamda bazı kurumlarla yollarımı ayırmış bulunuyorum. Bu bir “negatif tarama” modeli; sermayeyi koruma refleksi, getiri arayışından önce gelir. Nakit tarafında ise Para Piyasası Fonları (PPF) benim için kısa vadeli pasif gelir omurgasıdır. TEFAS’ta işlem gören ve düşük risk skalasında yer alan örnekler arasında Tera Portföy’ün TP2 fonu, Atlas Portföy’ün PSE fonu, MT Portföy ve Pusula Portföy öne çıkıyor. Burada kritik metrik; yıllık yönetim ücreti, sürdürülebilir getiri performansı ve valör “0” avantajıdır. Stopaj oranının mevduatla paralel seyretmesi, PPF’yi operasyonel olarak rekabetçi kılıyor. Faiz hassasiyeti olan yatırımcılar için Para Piyasası Katılım Fonları alternatif bir yapı sunuyor. Ak Portföy, Albaraka Portföy ve yine Tera Portföy çatısı altındaki katılım fonları; sukuk ve katılma hesapları üzerinden daha temkinli bir getiri üretim modeli sağlıyor. Temettü takvimi tarafında ise netim: temettü, strateji değil yan ürün olmalı. Örneğin ASELSAN veya TÜPRAŞ gibi şirketler temettü dağıtsa da, salt takvim kovalamak rasyonel değil. Son olarak altın fonlarında valör yönetimi kritik. Satış valörü 1 gün olan ve yönetim ücreti %2’nin altında kalan fonlar tercih sebebi. Kuveyt Türk Portföy, QNB Portföy, HSBC Portföy ve İş Portföy gibi yöneticiler bu segmentte dikkat çekiyor.
19 Şubat 2026
2026 Sigara Fiyatları ve Zamları: Philip Morris Sigaraları (Bilgilendirme Amaçlı)
2026 yılı itibarıyla sigara fiyatları yeniden gündemde. Özellikle şubat ayında açıklanan yeni tarife, tütün ürünlerinde maliyet baskısının tüketiciye doğrudan yansıdığını ortaya koyuyor. Philip Morris ve JTI gruplarına ait sigaralara paket başına ortalama 10 TL Zam yapılmasıyla birlikte fiyatlar üç haneli seviyelere kalıcı olarak yerleşti. Güncel tabloda Philip Morris grubunda en düşük fiyat yaklaşık 105 TL, üst segment ürünlerde ise 115 TL seviyeleri görülüyor. Bu artışın temel nedenleri arasında vergi düzenlemeleri, üretim maliyetlerindeki yükseliş ve döviz kaynaklı girdi baskısı öne çıkıyor. Tütün sektöründe fiyat makasının daralması, giriş ve premium segment arasındaki farkın azalmasına neden olurken tüketici davranışlarında da değişim yaratıyor. Sarmalık tütün ürünlerinde dahi ciddi artışlar yaşanması, alternatif ürünlere yönelimi maliyet açısından cazip olmaktan çıkarıyor. Sigara fiyatlarındaki yükseliş yalnızca ekonomik değil, sağlık perspektifinden de kritik bir başlık. Uzmanlar, tütün kullanımının kalp-damar hastalıkları, solunum yolu problemleri ve kanser riskini ciddi ölçüde artırdığına dikkat çekiyor. Artan fiyatların, tüketimin azaltılması ve bırakma motivasyonunun güçlenmesi açısından dolaylı bir politika etkisi yarattığı da değerlendiriliyor. Hane bütçesi tarafında ise tablo daha net: Günde bir paket tüketen bir kişi için aylık sigara maliyeti 3.000 TL seviyelerine yaklaşmış durumda. Bu rakam yıllık bazda önemli bir finansal yük anlamına geliyor. Dolayısıyla sigara, hem sağlık hem de bütçe yönetimi açısından sürdürülebilir olmayan bir harcama kalemine dönüşüyor. Önümüzdeki dönemde vergi politikaları ve maliyet dinamiklerine bağlı olarak fiyat artışlarının devam etmesi bekleniyor. Bu nedenle sigarayı bırakma veya tüketimi azaltma yönünde atılan her adım, hem bireysel sağlık hem de finansal dayanıklılık açısından stratejik bir kazanım olarak öne çıkıyor. Her ne kadar sigara içmeyi önermesem de, bazı sigara markalarını aşağıda bilgilendirme amacıyla paylaşıyorum.
Categories:
BAT,
JTI,
Kent,
Marlboro,
Parliament,
Philip-Morris,
Tobacco
15 Şubat 2026
Herkes Ev Sahibi Olsun: Geliri Sabit Çalışanlar İçin Hızlı Konut Finansmanı Modeli (Proje)
Katılım Tasarruf Finansman Sistemleri, konut edinimini kolaylaştırmayı hedefleyen önemli bir araç olmakla birlikte, özellikle yüksek tutarlı (5–10 milyon TL bandı) taleplerde kuraya dayalı yapı nedeniyle teslim sürelerinin uzaması; zaman, maliyet ve planlama açısından verimliliği sınırlamaktadır. Düzenli gelire ve güçlü ödeme kabiliyetine sahip bireyler açısından mevcut model, konuta hızlı erişim ihtiyacını karşılamada yeterince esnek bir çözüm sunamamaktadır. Bu durum, konutlaşma hızını düşürmekte ve özellikle ilk konutunu edinmek isteyen çalışan kesimlerin sistemden beklediği faydayı sınırlamaktadır. Bu çerçevede; kamu ve yarı kamu kurumlarında kadrolu çalışanlar başta olmak üzere gelir sürekliliği yüksek, maaş akışı öngörülebilir ve kredi geri ödeme disiplini güçlü bireyler için alternatif ve hızlandırılmış bir finansman modelinin geliştirilmesi önerilmektedir. Modelin temel amacı; konuta erişimi hızlandırmak, planlanabilir ödeme yapıları oluşturmak ve ilk kez konut sahibi olacak kesimler için sürdürülebilir bir finansman ekosistemi kurmaktır. Özellikle ilk evini alacak ve hiç konutu bulunmayan bireylere yönelik olarak 10–15 yıl vadeli, gelir düzeyiyle uyumlu, kademeli ödeme planları sunulması; başlangıçta düşük taksit, ilerleyen dönemlerde artan ödeme modeliyle finansal yükün dengelenmesi önerilmektedir. Kuraya dayalı teslim yerine, puanlama ve gelir istikrarı esaslı önceliklendirme mekanizmalarıyla teslim sürelerinin kısaltılması hedeflenmelidir. Bu yaklaşım; ilk konut edinimini hızlandıran, konut arz-talep dengesini destekleyen ve çalışan nüfusun barınma ihtiyacına çözüm üreten, hızlı konutlaşmayı teşvik eden stratejik bir sosyal finansman modeli olarak konumlandırılmalıdır.
Categories:
Article,
Banka,
Emlak-Katilim,
Faiz,
Gayrimenkul,
Investing,
Para,
Proje
13 Şubat 2026
Koleksiyonluk Yabancı Kağıt Paralar: Vietnam, Lübnan, Suriye ve İran Banknotları
Koleksiyon Paralar, yalnızca ekonomik dolaşım araçları değil; aynı zamanda ait oldukları dönemin siyasal atmosferini, kültürel kodlarını ve tasarım anlayışını yansıtan somut tarih belgeleridir. Her bir banknot; basıldığı yılın ekonomik koşullarını, devlet otoritesinin görsel dilini ve toplumsal hafızayı üzerinde taşıyan bir anlatı nesnesi olarak değerlendirilir. Bu nedenle numismatik perspektiften bakıldığında kağıt paralar, sadece birer ödeme aracı değil, mikro ölçekte tarihsel veri seti sunan koleksiyon objeleridir. Bir banknotun koleksiyon değeri; nadirlik, basım yılı, dolaşım süresi, korunma durumu ve üretici merkez bankasının para politikası gibi birçok parametrenin kesişimiyle oluşur. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde basılmış ve belirli dönemleri temsil eden kağıt paralar, ekonomik dönüşümlerin izini taşıdığı için koleksiyonerler açısından ayrı bir kategori oluşturur. Bu paralar; bazen bir lider portresi, bazen mimari bir yapı, bazen de ideolojik bir sembol aracılığıyla ait oldukları ülkenin kimliğini görsel olarak aktarır. Asya ve Orta Doğu coğrafyasına ait banknotlar, son kırk yılda yaşanan politik ve ekonomik kırılmalar nedeniyle koleksiyon dünyasında dikkat çeken bir segment haline gelmiştir. Vietnam, Lübnan, Suriye ve İran gibi ülkelerin para birimleri; hem tasarım dili hem de temsil ettiği tarihsel arka plan bakımından güçlü bir hikâye sunar. Bu yazıda yer alan banknotlar, farklı merkez bankaları tarafından farklı yıllarda basılmış, çeşitli değerlerde ve temsili unsurlarda üretilmiş örneklerdir. Her biri, ait olduğu ülkenin ekonomik yapısını, ideolojik yönelimini ve kültürel mirasını yansıtan özgün koleksiyon parçaları olarak değerlendirilebilir. Aşağıda dört farklı eski para birimine ait görselleri ve açıklamaları paylaştım. Yeni koleksiyon parçaları edindikçe Antika ve koleksiyon kategorilerinde içerik üretmeye ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.
Categories:
Antika,
Koleksiyon,
Para
3 Şubat 2026
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES): Geleceğin Finansal Mimarisi ve BES Fonları
Bireysel Emeklilik Sistemi (BES), bireylerin emeklilik yaşamlarında ekonomik konforu sürdürebilmeleri için devlet ve piyasa mekanizmalarının entegre edildiği stratejik bir tasarruf ve yatırım aracıdır. Türkiye’de gönüllü bazda işleyen bu sistemde katılımcıların düzenli olarak yaptıkları katkı payları, profesyonel portföy yönetimi ile değerlendirilirken devlet destekli teşvik mekanizması sayesinde birikim daha etkin büyür. 01 Ocak 2026’dan itibaren devlet katkısı, bireysel emeklilik hesabına yatırılan katkı paylarının %20’si olarak uygulanmaktadır; yatırdığınız 100 TL için devletten 20 TL ek katkı yatarak toplam birikiminizi artırır. Sistem, yalnızca bireysel birikim değil aynı zamanda makroekonomik bir tasarruf kültürü inşa etme hedefiyle tasarlanmıştır. BES’e dahil olan katılımcıların fonları çeşitli emeklilik yatırım fonlarında değerlendirilir; piyasadaki farklı risk ve getiri profillerine göre fon seçimi yapabilirsiniz. Bu bağlamda, Bireysel Emeklilik Fon Alım Satım Platformu (BEFAS), katılımcıların farklı emeklilik şirketleri tarafından sunulan fonlara erişimini sağlayan merkezi bir dijital altyapı sunar. BEFAS sayesinde sadece kendi şirketinizin fonlarına değil, diğer emeklilik fonlarının portföylerine de yatırım yapma esnekliğine sahip olursunuz. BES’in avantajlarından tam verim almak için sistemde en az 10 yıl kalmak kritik önemdedir. Dahası, emeklilik hakkı elde edip devlet katkısını %100 almak için hem bu 10 yıllık süreyi tamamlamalı hem de 56 yaşını doldurmalısınız. Bu yapısal süre kriteri hem birikimlerin finansal büyümesini optimize eder hem de uzun vadeli finansal güvenceyi destekler. BES’ten erken çıkışlarda ise %15 stopaj uygulanması, sistemin uzun vadeli kalıcılığı teşvik eden yapısının bir parçasıdır. Buna karşılık kurum katkılı BES modelleri, çalışanın ödediği prim kadar işveren katkısı sunarak fiilen “çifte birikim” yaratır ve toplam getiri potansiyelini anlamlı ölçüde yukarı taşır. BES ile ilgili bu genel bilgileri verdikten sonra, kısa kısa bazı ipuçlarını sizlerle paylaşmak isterim.
1 Şubat 2026
Starbucks Kahveleri, Marka Hikayesi ve Türkiye’deki Pazar Potansiyeli
Starbucks, yalnızca bir kahve markası değil; küresel ölçekte bir yaşam tarzı, bir deneyim ve güçlü bir marka hikâyesidir. 1971 yılında ABD’nin Seattle kentinde kurulan Starbucks, ilk etapta nitelikli kahve çekirdekleri satan küçük bir dükkânken, bugün dünyanın dört bir yanında binlerce şubesi bulunan dev bir kahve zincirine dönüşmüştür. Bu dönüşümün arkasında ise yalnızca ürün çeşitliliği değil; marka yönetimi, müşteri deneyimi ve lokal pazarlara uyum stratejileri yer alır. Starbucks menüsünde espresso bazlı kahvelerden filtre kahvelere, cold brew’den latte ve cappuccino çeşitlerine kadar geniş bir ürün gamı bulunur. Bunun yanı sıra mevsimsel içecekler, aromalı kahveler ve kişiselleştirilebilir reçeteler markanın öne çıkan unsurları arasındadır. Starbucks, kahveyi yalnızca bir içecek olarak değil, kişisel bir tercih ve sosyal bir ritüel olarak konumlandırmayı başarmıştır. Türkiye pazarı özelinde bakıldığında Starbucks’ın önemli bir potansiyele sahip olduğu görülür. Geleneksel Türk kahvesi kültürünün güçlü olduğu bir ülkede dahi Starbucks, özellikle genç ve şehirli tüketiciler arasında ciddi bir karşılık bulmuştur. AVM’ler, iş merkezleri ve merkezi lokasyonlarda konumlanan şubeler, markanın erişilebilirliğini ve görünürlüğünü artırmaktadır. Türkiye’de Starbucks, sadece kahve içilen bir yer değil; çalışılan, sosyalleşilen ve zaman geçirilen bir “üçüncü mekân” olarak algılanmaktadır. Marka değeri açısından Starbucks, küresel ölçekte en değerli perakende ve yiyecek-içecek markaları arasında yer alır. Sürdürülebilirlik, etik tedarik ve çalışan odaklı kurumsal yaklaşım, bu değeri besleyen temel unsurlardır. Tüm bu yönleriyle Starbucks, kahve sektöründe sadece bugünü değil, geleceği de şekillendiren güçlü bir oyuncu olmaya devam etmektedir. Starbucks’a dair aldığım kısa notları, sizler için derleyerek bu yazıda paylaşıyorum.
Categories:
Coffee-Culture,
Kahve,
Pendik,
Starbucks
25 Ocak 2026
Yeni Nesil Kütüphane Dolapları ve Robot Süpürge Dostu Halılar
22 Ocak 2026
Saat Markaları Sıralaması: Swiss, Japon ve Moda Markaları Karşılaştırması (Watches Brands Pyramid)
Kol saati tercihi, çoğu zaman yalnızca zamanı gösteren bir araç seçimi olarak görülse de gerçekte bu karar; mühendislik, marka mirası, teknik yeterlilik ve uzun vadeli değer algısının birleşiminden oluşur. Saat dünyasında “iyi marka” kavramı, moda ve aksesuar sektöründeki algıyla birebir örtüşmez. Bu nedenle Rolex, Omega veya Longines gibi köklü saatçilik markaları ile Emporio Armani, Hugo Boss ya da Versace gibi moda markalarının saatleri aynı kategoride değerlendirilmemelidir. Gerçek saatçilik markaları; kendi mekanizmasını üreten, kronometrik standartlara sahip, servis ve yedek parça sürekliliği olan markalardır. Rolex ve Omega gibi markalar yalnızca prestij değil, aynı zamanda ölçülebilir mühendislik kalitesi sunar. Tudor, Longines, Oris ve Edox gibi markalar ise daha ulaşılabilir fiyat seviyelerinde benzer bir saatçilik disiplinini devam ettirerek güçlü bir fiyat/performans dengesi sağlar. Bu markalar için saat, koleksiyon değeri olan bir enstrümandır; zamanla değer kaybetmek yerine değerini koruma potansiyeline sahiptir. Buna karşılık moda markalarının saatleri, genellikle lisanslı üretim modeliyle piyasaya sunulur. Tasarım, kasa çapı ve marka logosu ön plandayken kullanılan mekanizmalar çoğunlukla standart quartz veya giriş seviyesi otomatik sistemlerdir. Emporio Armani, Tommy Hilfiger, Fossil, Guess veya Diesel gibi markalar stil açısından güçlü olabilir; ancak saatçilik perspektifinde bu ürünler “aksesuar” sınıfında konumlanır. Yüksek fiyat etiketi, her zaman yüksek teknik kalite anlamına gelmez.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









