Finansal özgürlük yolculuğunda en kritik eşik, sadece “nerede yatırım yapılacağı” değil, aynı zamanda “nereden bilinçli şekilde uzak durulacağıdır.” Bu makalede Yatırım 6 çerçevesinde; operasyonel risk yönetimi, likidite hassasiyeti ve maliyet optimizasyonu ekseninde oluşturduğum kişisel yatırım mimarisini paylaşıyorum. Stratejimin temelinde üç ana prensip var: kurum seçiciliği, düşük riskli nakit akışı üretimi ve valör disiplinine dayalı fon tercihi. Öncelikle “Ignored List” yaklaşımı, finansal ekosistemde kurumsal sürdürülebilirlik, operasyonel şeffaflık ve kullanıcı deneyimi kriterlerini karşılamayan yapılardan sistematik çıkışı ifade ediyor. Bu kapsamda bazı kurumlarla yollarımı ayırmış bulunuyorum. Bu bir “negatif tarama” modeli; sermayeyi koruma refleksi, getiri arayışından önce gelir. Nakit tarafında ise Para Piyasası Fonları (PPF) benim için kısa vadeli pasif gelir omurgasıdır. TEFAS’ta işlem gören ve düşük risk skalasında yer alan örnekler arasında Tera Portföy’ün TP2 fonu, Atlas Portföy’ün PSE fonu, MT Portföy ve Pusula Portföy öne çıkıyor. Burada kritik metrik; yıllık yönetim ücreti, sürdürülebilir getiri performansı ve valör “0” avantajıdır. Stopaj oranının mevduatla paralel seyretmesi, PPF’yi operasyonel olarak rekabetçi kılıyor. Faiz hassasiyeti olan yatırımcılar için Para Piyasası Katılım Fonları alternatif bir yapı sunuyor. Ak Portföy, Albaraka Portföy ve yine Tera Portföy çatısı altındaki katılım fonları; sukuk ve katılma hesapları üzerinden daha temkinli bir getiri üretim modeli sağlıyor. Temettü takvimi tarafında ise netim: temettü, strateji değil yan ürün olmalı. Örneğin ASELSAN veya TÜPRAŞ gibi şirketler temettü dağıtsa da, salt takvim kovalamak rasyonel değil. Son olarak altın fonlarında valör yönetimi kritik. Satış valörü 1 gün olan ve yönetim ücreti %2’nin altında kalan fonlar tercih sebebi. Kuveyt Türk Portföy, QNB Portföy, HSBC Portföy ve İş Portföy gibi yöneticiler bu segmentte dikkat çekiyor.
